.....FANİYİM FANİ OLANI İSTEMEM... ACİZİM ACİZ OLANI İSTEMEM.... RUHUMU RAHMANA TESLİM EYLEDİM GAYR İSTEMEM... İSTERİM FAKAT BİR YAR-I BAKİ İSTERİM... ZERREYİM FAKAT BİR ŞEMS-İ SERMET İSTERİM... HİÇ ENDER HİÇİM FAKAT BU MEVCUDATI BİRDEN İSTERİM ..... **..Doğacak pak islamın fecriyim bu asırda..** - Blogcu



**..Doğacak pak islamın fecriyim bu asırda..**

10/5/2008 - ................

Çoğumuz Mevlâna Celaleddin Rumî ' nin bu güzel satırlarını okumuşuzdur. Lâkin göndererek önceden okumuş olan arkadaşlarımıza anımsatmak, henüz karşılaşmış olanlar ile de paylaşmak istedim. Çünkü ruh güzelliğini hiçe saydığımız, çok konuşup, az düşünmeye başladığımız şu zamanların, çok gerilerden gelen bir tespiti...Sağlıcakla kalınız....
 
Ne vakte kadar testinin şekli, biçimi ile üstündeki nakışlarla oyalanıp duracaksın? Testini şeklini, nakşını bırak da içindeki suyu ara.Yani, insanların güzelliklerine, dış görünüşlerine bakma da ahlâklarına, huylarına, tabiatlarına bak.
Ey gördüğü güzele takılıp kalan kişi!Onun sûretini görüyor, mânâsından, yâni, ahlâkının güzel mi, çirkin mi olduğundan gâfil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adam isen sedefteki inciyi bul .
Dünyadaki kalp sedefleri, yâni, bedenlerimizin hepsi de can denizinin feyzi ile diridir; ama her sedefte inci yoktur.Gözünü aç da her birinin gönlüne, içine bak. Onda ne olduğunu, bunda ne olduğunu ayırt et. Çünkü, o değersiz biçilmez inci, pek az bulunur.
Şekle bakarsan dağ, bir laleye göre yüzlerce defa büyüktür. Görünüşte elin,ayağın, saçın, sakalın gözüne göre yüzlerce defa büyüktür. Fakat, gözünün bütün uzuvlardan daha kıymetli olduğunu sen de bilirsin.

Gönlüne gelen tek bir düşünce yüzünden de yüzlerce cihan bir anda baş aşağı devrilir gider.

Pâdişahın bedeni de, görünüşte diğer insanların bedeni gibidir. Fakat yüzlerce asker, onun arkasından koşar. Onun izinden yürür. Sonra , o pâdişahın şekli, görünüşü de, bir gizli düşünce tarafından sevk ve idare edilir.

Şu sonsuz, sayısız halka dikkatle bak , hepsi de bir düşünceye dalmış , yeryüzünde sel gibi akıp gitmede.

O düşünce , halk nazarında önemsiz küçük bir şeydir. Fakat, sel gibi dünyayı sürükler götürür.

Görüyorsun ki ,dünyada her hüner ,her sanat bir düşünce ile meydana gelmede ,olmadadır.

Evlerin, köşklerin, şehirlerin, dağların, ovaların, nehirlerin; balığın deniz yüzünden diri olduğu gibi; yeryüzünün, denizin, güneşin, göğün düşünce ile hayat bulduğunu görüyorsun da, neden körleşiyorsun ,aptallaşıyorsun da beden sana Süleyman gibi büyük; düşünce, karınca misali küçük görünüyor? Neden beden gözüne dağ pek büyük de ;düşünce fare biri zayıf görünüyor? Neden dağı kurt gibi görüyorsun?

Dünya, senin gözünde büyüyor , sana korku veriyor ; buluttan , gök gürültüsünden , gökten titriyor ,korkuyorsun?

Bilgisizliğinden ötürü sen, gölge varlığı insan sanıyor,insan görüyorsun da ,bu yüzden sence insan ,bir oyuncak , değersiz bir varlık oluyor.

Düşünce ve hayâlin örtüsüz, perdesiz, kol kanat açacağı, bütün sırların meydana çıkacağı kıyâmet gününe kadar dur bekle…

O zaman dağların yün gibi yumuşadığını, şu soğuk ve sıcak yeryüzünün yok olduğunu görürsün.

Ezelî, ebedî hayata ve sonsuz sevgiye mâlik olan Allah'tan başka, ne gökyüzü ne yıldız, ne de başka bir varlık görürsün. 

---------------
 
 
 
 
Pazar günü anneler günü. Doğanın uyandığı, yeniden doğduğu, bahar mevsimi ile özdeşleşmiş bir gün. Hayatın bütün zorlukları ile bir kadın olarak mücadele etmek zorunda olan annelerimiz en kutsal varlıklarımızdır. Çünkü onlar bu zor yaşam koşullarında kendi rahatlarından ve kendi ihtiyaçlarından önce çocuklarını ve evini düşünmektedir. Her zaman özverili olan annelerdir yani. Annelerimiz hepimizin öğretmenleri, kılavuzu ve ışığı sayılır. Ekonomik sıkıntılarla boğuşan anneler, anneler gününde çocuklarının bir demet çiçek, küçücük hediyeler ve öpücüklerle bu anlamlı günlerinde çok mutlu olmaktadırlar. Sadece o günde değil sevgi ve ilgimizi onlara her zaman hissettirmeliyiz.

Evlatlarını teröre kurban veren gözü yaşlı anneler, geçim sıkıntısı yüzünden çocuklarının karnını doyurmakta zorlanan analar, evlatlarını depreme kurban veren analar da anneler gününü yine yürekleri buruk bir halde kutlayacaklar. Onların bu sıkıntılarını tüm kalbimizle paylaşmalıyız. Tüm anaların ve annemin anneler gününü kutluyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

Anneme ve bütün annelere—


http://tillsim.blogcu.com/ 
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/5/2008 - DOKUZUNCU MEKTUP

 




Yine o hâlis talebesine gönderdiği mektubun bir parçasıdır.

Saniyen: Neşr-i envâr-ı Kur'âniyedeki muvaffakiyetin ve gayretin ve şevkin, bir ikram-ı İlâhîdir, belki bir keramet-i Kur'âniyedir, bir inâyet-i Rabbâniyedir. Sizi tebrik ediyorum. Keramet ve ikram ve inâyetin bahsi geldiği münasebetiyle, keramet ve ikramın bir farkını söyleyeceğim. Şöyle ki:

Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir. Eğer kerametle müşerref olan bir şahıs, bilerek harika bir emre mazhar olursa, o halde eğer nefs-i emmâresi bâki ise, kendine güvenmek ve nefsine ve keşfine itimad etmek ve gurura düşmek cihetinde istidraç olabilir. Eğer bilmeyerek harika bir emre mazhar olursa: Meselâ, birisinin kalbinde bir sual var. İntâk-ı bilhak nevinden ona muvafık bir cevap verir; sonra anlar. Anladıktan sonra kendi nefsine değil, belki kendi Rabbisine itimadı ziyadeleşir ve "Beni benden ziyade terbiye eden bir Hafîzim vardır" der, tevekkülünü ziyadeleştirir. Bu kısım, hatarsız bir keramettir; ihfâsına mükellef değil. Fakat fahr için, kasten izharına çalışmamalı. Çünkü, onda zâhiren insanın kisbinin bir medhali bulunduğundan, nefsine nispet edebilir.

Amma ikram ise, o, kerametin selâmetli olan ikinci nevinden daha selâmetli, bence daha âlidir. İzharı, tahdis-i nimettir. Kisbin medhali yoktur; nefsi onu kendine isnad etmez.

İşte, kardeşim, hem senin hakkında, hem benim hakkımda, bahusus Kur'ân hakkındaki hizmetimizde eskiden beri gördüğüm ve yazdığım ihsânât-ı İlâhiye bir ikramdır; izharı, tahdis-i nimettir. Onun için sana karşı, tahdis-i nimet nevinden, ikimizin hizmetimize ait muvaffakiyâtı yazıyorum. Biliyordum ki, sende fahr değil, şükür damarını tahrik ediyor.

 

Salisen: Görüyorum ki, şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz'an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.

Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir. Şu münasebetle bir nokta hatıra gelmiş; söyleyeceğim. Şöyle ki:

Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.

İşte, insanda binlerle hissiyat var. Herbirisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî. Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var. Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.

Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret ve tehlikeli ve riyaya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor. Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a'mâl-i salihaya teveccüh eder. Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise, âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.

Hem meselâ, şiddetli bir inatla, ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder. Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir sene inat ediyor. Hem zararlı, zehirli bir şeye inat namına sebat eder. Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş; onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir. O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip, âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder. O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.

İşte, şu üç misal gibi, insanlar, insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve mâneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe, hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.

 

İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler, "Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme." Yani, "Fıtratını değiştir" gibi, zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki, "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecrâlarını değiştiriniz"; hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.

Rabian: Ulema-i İslâm ortasında "İslâm" ve "iman"ın farkları çok medar-ı bahis olmuş. Bir kısmı "İkisi birdir," diğer kısmı "İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz" demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki:

İslâmiyet iltizamdır; İmân iz'andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; İmân ise, hakkı kabul ve tasdiktir.

Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; "dinsiz bir Müslüman" denilirdi. Sonra bazı mü'minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur'âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; "gayr-ı müslim bir mü'min" tabirine mazhar oluyorlar.

Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?

Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz İmân da medar-ı necat olamaz. Felillâhi'l-hamdü ve'l-minne Kur'ân'ın i'câz-ı mânevîsinin feyziyle, Risale-i Nur mizanları, din-i İslâmın ve hakaik-i Kur'âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki, dinsiz dahi onları anlasa, taraftar olmamak kabil değil. Hem İmân ve İslâmın delil ve bürhanlarını o derece kuvvetli göstermişlerdir ki, gayr-ı müslim dahi anlasa, herhalde tasdik edecektir; gayr-ı müslim kaldığı halde İmân eder.

Evet, Sözler, tûbâ-i Cennetin meyveleri gibi tatlı ve güzel olan İmân ve İslâmiyetin meyvelerini ve saadet-i dâreynin mehâsini gibi hoş ve şirin öyle neticelerini göstermişler ki, görenlere ve tanıyanlara nihayetsiz bir tarafgirlik ve iltizam ve teslim hissini verir. Ve silsile-i mevcudat gibi kuvvetli ve zerrat gibi kesretli İmân ve İslâmın bürhanlarını göstermişler ki, nihayetsiz bir iz'an ve kuvvet-i İmân verirler. Hattâ, bazı defa Evrâd-ı Şah-ı Nakşibendîde şehadet getirdiğim vakit,

 


 

dediğim zaman nihayetsiz bir tarafgirlik hissediyorum. Eğer bütün dünya bana verilse, bir hakikat-i imaniyeyi feda edemiyorum. Bir hakikatin bir dakika aksini farz etmek bana gayet elîm geliyor. Bütün dünya benim olsa, birtek hakaik-i imaniyenin vücut bulmasına bilâtereddüt vermesine nefsim itaat ediyor.

 

 


 

dediğim vakit, nihayetsiz bir kuvvet-i İmân hissediyorum. Hakaik-i imaniyenin herbirisinin aksini aklen muhal telâkki ediyorum. Ehl-i dalâleti nihayetsiz ebleh ve divane görüyorum.


 

Senin valideynine pek çok selâm ve arz-ı hürmet ederim. Onlar da bana dua etsinler. Sen benim kardeşim olduğun için, onlar da benim peder ve validem hükmündedirler. Hem köyünüze, hususan senden Sözleri işitenlere umumen selâm ediyorum.

 

 


Said Nursî

 

 

 

 

http://yeniirmak.blogcu.com/

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/5/2008 - Külün İçinde Saklı Ateş ...

 

Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar.

 

   Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler. Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma... Bir hatırlama... Küçük bir dokunuş... Hele içinizi bir yoklayın...

 

Zamanın hızlı akışı, feleğin hızla dönüşü içinde her şey bizim istediğimiz rengi göstermeyebilir, bizim istediğimiz biçimde tahakkuk etmeyebilir. Bağrımızı yırtmanın, yüreğimizi parelemenin, ciğerlerimizi kan doldurmanın faydası da yoktur üstelik. Bu bir ayrı sınav biçimidir. Tesellisi hep ertelenen bir sınav...

 

   Çoğu insan kendisinin, asıl bulunması gereken yerde olmadığını hisseder. Aslında belki tam da bulunması gereken yerde olduğu için kabullenmek istemez. Çünkü küllenen hayallerine alevlenmeyi bekleyen nice korlar gömmüştür. Bedel ödemeden, yüreğini tutuşturmadan, kendini yakmadan gelinebilecek mertebelerin elbette bir seviyesi vardır; ve bir de yolları çile ile yürünmüş ve kabullenilmiş makamları... Bütün korların küller içinde gül gül olduğu makamlar... Hayret makamı, aşk makamı, sükûnet makamı, teslimiyet makamı...

 

   İşinizde ve aşınızda, sevincinizde ve kıvancınızda, düşlerinizde ve görüşlerinizde tutuşmayı bekleyen korlar yurt tutmuşsa eğer, eskilerin düstur edindikleri şu beyti teselli babında vird edinmenizi tavsiye ederiz:

 

Ele girmezse eğer sevdiğimiz

Ne çâre, eldekini sevmeliyiz

 

   Erdem, işte bu asaleti gösterebilmek, kazaya rıza ile cevap verebilmektir. Hele bir düşünün, buraya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?!..

 

 

    İskender Pala

 

 

http://dernekli.blogcu.com/

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/5/2008 - İnsan, kaderine yön verebilir mi?

 

 

Kâinatta ne varsa bütününü yaratan Allah'tır. Kur'an-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde her şeyin yaratıcısının Allah olduğu vurgulanmaktadır. Kâinatta her an meydana gelen her şeyi yapan, yaratan Allah'tır.
Vücudumuzdaki hücreler altı ayda bir yenilenir. Bahar mevsiminde ağaçlar çiçeklenir, yeryüzü rengârenk olur.
Gezegenlerin hareketinden sineğin kanat çırpmasına kadar her şeyi yaratan Allah'tır. Eğer Allah, bunların olmamasını isterse hiçbir şey olmaz! Kâinat var olmaz; bizler serçe parmağımızı kımıldatamayız. Benim şimdi sol kolum ve sol ayağım felç, sağ elimi hareket ettirebiliyorum, sol elim hareketsiz. Sağ elim diyor ki; "Bana Allah'tan başkası hareket veremez".
Sağ elim de sol elim de Mektûbât-ı Rabbanî oluyor, benimle konuşuyor.
Kadir-i Mutlak olan Allah'ın kudretinin yanında bizim irademiz çok küçüktür.
Bir sanatla uğraştığınızı, resim yaptığımızı düşünelim. "Bu tabloyu ben çizdim" diyoruz. Düşünelim...
Gerçekten o tabloyu yapan siz misiniz?
Bize düşünme kabiliyetini veren, düşündüklerimizi ifade etmemizi sağlayan, resmin ne resmi olacağından nasıl bir resim olacağına varana kadar her teferruatına karar verme kabiliyetini bize veren kimdir? Tabii ki Allah'tır.
İnsanlar "ben yaptım, ben ettim" derler. Kendilerine hiçbir noksanlık vermek istemezler, kendilerini mükemmel görürler, "ben başardım" derler. Hâlbuki insanın kudreti küçücük bir virüse dahi karşı koyamaz. O halde, yapılan işlerde insanın fonksiyonu yalnızca "İSTEMEK"tir. Yaratan Allah'tır; insan sadece iradesiyle meyleder ve ister.
Sizce sadece bu kadarcık bir meyille insan, Allah'ın yarattığı işlere "ben yaptım" diyebilir mi?
"Çok şey yaparız" dediler. Hatta sınırı aşıp "yaratırız" dediler. Kocaman hastaneler, laboratuvarlar, insan kanına eş kan yapamadı. Çocuklar için anne sütünden iyi gıda bulunamadı.
İlim, ne kadar ilerlerse ilerlesin, Allah'ın ilim sıfatı yanında zerre kadardır
. Bulutlardan, şimşek ve yıldırımı yani sudan elektriği, ateşi yaratan, Allah'tır. Hastane, ilaç, tıp her şey demek değildir. Eğer servet ve ilim her derde deva olsaydı, zenginler, alimler dertsiz olurdu...
Tesadüf denilen şeyler İlahi planın tecellileridir. Kader hükmünü verince her şey ona razı olur. İnsan karşı koysa da koymasa da kader hükmünü icra eder.
Kadere yön veren, insanların istekleri, arzuları, dualarıdır. Kadere inanmayan da kaderini yaşar!..

HEKİMOĞLU İSMAİL

 

 

 

 

http://rufeydem.blogcu.com/

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/5/2008 - Tavsiyeler

 

 

 

Seni ilgilendirmeyen şeyde ileri geri laflar etme!

Düşmanını tanı!

Sadece cok güvenilir arkadaşından emin ol!

Unutma! Emin kişi sadece Allah’tan korkan kişidir.

Günahkar insanla yol arkadaşlığı etme!

Ve ona sakın sırlarını açma!

Danışacağın vakit sadece Allah’tan korkan iyi insanlara danış!

 

HZ.OMER[ra]

 

 

http://gulvisal.blogcu.com/

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bir sevdaya tutulup bir deryaya atılmışsak ,bu derya ateş ummanıdır,bilesin ey nefis! Gafletin koynundan har vurup harman savurmak ta neymiş ? çile kazanlarında yanmaya geldik... gah mecnun gibi çöller olur vatanımız , sürgünlerden sürgünlere... gah yunus gibi hicret olur karımız ilden ile... gah kuytu bir mağaradır mekanımız inziva inziva ağırlar bizi.. belki bir kara zindandır uğruna SEVGİLİ'nin yıllarca katlandığımız. Kim bilir belki boylu boyunca bir şehadettir aşk maratonunda mükafatımız.... Kimbilir...

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım

islamimucadele
zerreitoz
evrenselmesaj
1984nilufer
azadgulu
2563
selamunaleykum
neslinursema
gecelerinsultani
ResuleVuslat
sohbetsevenler
masalperisi21
cansofi
nurtalebesiolabilsem
KuLdaN
rindiseyda
kalbinur
zahara
hilal17
mevlana1
yeniirmak
hayber
hidayetsaati
internetokyanusu
hazanseli
kehkesani
mevlana2
bilgeensar
sonsuzlukkervani
bennur76
ustaplan
hizmetnimettir
BeyazDilekcem
sehadetgulu
nurdostu
cennetkokusu
rumuzsehadet
medreseizehra
dingorevlileri
Caferi
supertaekwondo
shakird
farukk
NurulEnvar
omarfaruk1985
hakdostlari
affeyleallahim
guLaLe
ehlidost
sufikalbi
vaktivisal
aglayankafe
ayvenur
sonsuzXsonsuz
nurmumin
dualarla
nuruaynim
bizimada
SairinDilinden
candansayfa
fezawww
sevgipenceresi
gulmevsimi
haticane
1sessizgemi3
hudayidemir
aeb23
minare
serhendi
siargunlugu
medinepazari23
ahuozturk
dilsizmutercim
gizliduygum
hasret12378
tugbakbeyinan
hakkdostu
ilahimp3
muhammetreis0678
receppiskin
NuruHilal
hizmetkar
rahmetderyasi
vuslatgulu
turkanzeybek
guzelyazi
YADIYARAN
yagmurmah
ebulvefa
dernekli
farenjitnedir
orhannahro
yakzan
mustafayaylacik
hakikatinmerkezi
Rahmetli645
hunerlerim
sirad
kurankursumezunlari
canimistedi
mns27
rufeydem
nurdersleri
ZuLaaL
igra
ufukta1cizgi
nurhane
bendesudem
mollakadir
gulldeste
asudeebrar
intifada3
vaktileyl
cile
mehmetorhandurdu
gulkokulum
madineravza
Ebrar67
eyvan63
chamdali
siyahpatya
abdullahdokmener
uzlet
salat20
ugurbozkurt
simurg34
mehditalebesi
rahmettfm
hubeyb33
sahifeturaiha
gulvisal
zerirem
nurbahcesifm
sonsuzruh
ebedyolcusu
gulmeyengul
dostilleri
nuryarenleri571
dolunayayazi
umeyme