**..Doğacak pak islamın fecriyim bu asırda..** - Blogcu



**..Doğacak pak islamın fecriyim bu asırda..**

16/11/2009 - Âyetü’l-Kübrâ

Kategori: risaleden

O zât (a.s.m.) öyle bir şeriat

ve bir İslâmiyet

ve bir ubûdiyet

ve bir dua

ve bir davet

ve bir imanla meydana çıkmış ki,

 onların ne misli var ne de olur.

Ve onlardan daha mükemmel, ne bulunmuş ve ne de bulunur.

Çünkü, ümmî bir zâtta (a.s.m.) zuhur eden o şeriat, on dört asrı ve nev-i beşerin humsunu, âdilâne ve hakkaniyet üzere ve müdakkikane hadsiz kanunlarıyla idare etmesi, emsal kabul etmez.

Hem, ümmî bir zâtın (a.s.m.)

ef’âl

ve akvâl

ve ahvâlinden çıkan İslâmiyet,

 her asırda, üç yüz milyon insanın rehberi ve mercii ve akıllarının muallimi ve mürşidi ve kalblerinin münevviri ve musaffîsi ve nefislerinin mürebbîsi ve müzekkîsi ve ruhlarının medâr-ı inkişafı ve maden-i terakkiyatı olması cihetiyle, misli olamaz ve olamamış.

Hem, dininde bulunan bütün ibâdâtın bütün envâında en ileri olması;

 ve herkesten ziyade takvâda bulunması

ve Allah’tan korkması; ve fevkalâde daimî

mücahedat ve dağdağalar içinde tam tamına ubûdiyetin en ince esrarına kadar müraat etmesi;

ve hiç kimseyi taklit etmeyerek ve tam mânâsıyla ve müptediyâne fakat en mükemmel olarak,

hem iptidâ ve intihâyı birleştirerek yapması, elbette misli görülmez ve görünmemiş.

Hem binler dua ve münâcâtlarından Cevşenü’l-Kebîr ile,

öyle bir marifet-i Rabbâniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki, o zamandan beri gelen ehl-i mârifet ve ehl-i velâyet, telâhuk-u efkârla beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsife yetişememeleri gösteriyor ki, duada dahi onun misli yoktur.

Risale-i Münâcâtın başında Cevşenü’l-Kebîr’in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir meâlinin beyan edildiği yere bakan adam,

“Cevşen’in dahi misli yoktur”

diyecek.

Hem, tebliğ-i risalette ve nâsı hakka davette o derece metanet ve sebat ve cesaret göstermiş ki, büyük devletler ve büyük dinler, hattâ kavim ve kabilesi ve amcası ona şiddetli adavet ettikleri halde, zerre miktar bir eser-i tereddüt, bir telâş, bir korkaklık göstermemesi ve tek başıyla bütün dünyaya meydan okuması ve başa da çıkarması ve İslâmiyeti dünyanın başına geçirmesi ispat eder ki,

tebliğ ve davette dahi misli olmamış ve olamaz.

Hem, imanda, öyle fevkalâde bir kuvvet ve harika bir yakîn ve mu’cizâne bir inkişaf ve cihanı ışıklandıran bir ulvî itikad taşımış ki, o zamanın hükümranı olan bütün efkârı ve akideleri ve hükemanın hikmetleri ve ruhanî reislerin ilimleri ona muarız ve muhalif ve münkir oldukları halde onun ne yakînine, ne itikadına, ne itimadına, ne itminanına hiçbir şüphe, hiçbir tereddüt, hiçbir zaaf, hiçbir vesvese vermemesi ve mâneviyatta ve meratib-i imaniyede terakki eden başta Sahabeler

ve bütün ehl-i velâyet, onun, her vakit, mertebe-i imanından feyz almaları ve onu en yüksek derecede bulmaları, bilbedahe gösterir ki, imanı dahi emsalsizdir.

İşte,

böyle emsalsiz bir şeriat

 ve misilsiz bir İslâmiyet

ve harika bir ubûdiyet

ve fevkalâde bir dua

ve cihan-pesendâne bir dâvet

ve mu’cizâne bir iman sahibinde,

elbette hiçbir cihetle yalan olamaz ve aldatmaz diye anladı ve aklı dahi tasdik etti.

 

 

 

Âyetü’l-Kübrâ

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/11/2009 - Gdo neden tehlikeli ?



Gdo neden tehlikeli olsun ki?
Başka tehlikelerin yanında ondan söz etmek doğruluğu şüphe götürmez bir gerçek mi?
Zaten annelerimizin ellerinden çıkan yemegi beğenmeyip , hemen hazıra koşmaya kalkmadık mı?
O nefis , taze , temiz ellerle hazırlanıp soframızı bezeyen annelere hakaret olmaz mı gdo tehlikeli dememiz??
Neden gdo zararlı olsun ki ?
Tarlada çapa sallayarak , şekerpancarı üreten çiftçiye kota uygulaması gelmedi mi?
Şu kadar kilodan sonra üretsende almayız , onları çöpe dök denilip ,bizi şekerde ,buğdayda vs dışarıya mahkum edilmedik mi?
Şimdi yabancı ülkelerden ülkemize kolaylıkla gdo’su degişmiş ithali kolay olan maddelere bağımlı hale getirilmedik mi?
Gdo neden tehlikeli olsun ki?
Evlatlarımızı peynir , zeytin ve pekmezle doğal olarak beslemek dururken , bizler onlara ketçap ve mayonezler vs alıp yemeleri için çaba sarfetmedik mi?
Gdo neden tehlikeli olsun ki?
Zaten asıl tehlikeyi yıllar önce , fitne tohumları atarak , bizleri bölüklere ayırıp kardeşi kardeşe kırdırtarak düşman etmediler mi?
Neden gdo tehlikeli olsun ki ?
Kendi çocuklarımızı kız arkadaşıyla beraber gördüğümüzde , onur duyup gururla onların beraberligini alkışlamadık mı?
Kızlarımız açık-saçık gezdiğin de , onlara Allah’ın emrini söyledik mi ki ,simdi sanal gdo ya tepki gösterelim..
Neden gdo tehlikeli olsun ki ?
İmani hakikatlerin köküne , sistemsel kibrit suyu dökülürken , bizler nefsani arzular peşinde koşarak yavaş yavaş asimile olmadık mı?
Üstad Bediüzzaman’ın “Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir.”(1) sözüne hep kulaklarımızı tıkamadık mı?
Neden gdo tehlikeli olsun ki?
İmansızlık hastalığı bir furya gibi yayılırken , bizler sadece genetigi daha önceden değiştirilmiş olan maddeleri kullanırken , şimdi medyanın yeni yapılanmış gibi görünen bir değişime, bu kadar titizcesine tepki gösterişimiz…..
Bence gdo dan daha tehlikeli bir şeyle karşı karşıyayız…
Asıl tehlike imani yozlaşma yanılıyormuyum..



Kaynaklar:
1-Lemalar İkinci Lem´a


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/10/2009 - ATV'nin Yeni Dizisi Ahlaksızlığa Özendiriyor

Türk Televizyonlarındaki yozlaşma ve Ahlaksızlaştırma yarışı gittikçe kızışıyor. Tiraj rekabetinden sonra şimdi de diziler aracılığıyla Ahlaksızlaştırma yarışına giren Doğan ve Çalık medya grupları gün geçmiyor ki, yeni bir ahlaksızlığa imza atmış olmasın. Bu basın grupları şerde ve ahlaksızlıkta yarış mantığını uygulamada bir birlerinden daha mahir olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Kanal D'nin, Türk Edebiyatı'nın Klasiklerinden olan Aşk-ı Memnu ve Hanımım Çiftliği gibi romanları aslından uzaklaştırıp adeta, erotik ve ahlaksız diziler olarak senaryolaştırması tepkilere neden olmuş ve Edebiyat Alemi de bu durumu 'Rezalet' olarak nitelendirmişti.

Bu yarıştan geri kalmak istemeyen Çalık Grubu da ahlaksızlığa ortak oldu. Nefes, adını verdikleri bir diziyi yayına sokan ATV kanalı ahlak namına sınırları zorlamaya başladı. Neden acaba, Çalık Grubu kime neyi ispatlamaya çalışıyor. Hiç merak etmesinler 'Kişi Sevdiğiyle Beraberdir.' Eğer amaç rating ise eğer, tek kelimeyle La'net olsun böyle ratinge.

Dinç BİLGİN'den sonra Çalık grubunca satın alınan ATV kanalı öyle bir ahlaksızlığa imza attıki bu ne televizyonculukla ve ne de ahlaksızlıkla açıklanabilir. Olay ahlaksızlık ötesi bir durum ve ahlaki yozlaşmanın geldiği aşamayı da gösteriyor.

ATV ne din, ne ahlak, ne de insanlık ölçüsüne sığmayacak bir diziyi yayına soktu. Nefes adlı bu dizi toplumunun değerlerini alt üst etti. Henüz 2 bölüm yayınlanan Nefes dizisi aile içindeki çarpık ilişkileri sahneleyen bölümleriyle Türk Televizyonlarının “en ahlaksız” yapımı olmaya aday.Kızının doğumundan sonra kocasını terk eden ve sonrasında zengin bir adamla evlenen kadın ve kızının hikayesi bu. Ancak daha 2. bölümde akıl almaz sahneler sergilendi. Büyüyüp genç kız olan Nefes, annesinden intikam almak için üvey babasına ve üvey kardeşlerine kur yapmaya başlıyor ve annesine acı çektirmek için üvey kardeşleriyle ilişkiye giriyor.

Daha önce hiçbir televizyon yapımında görülmeyen bu sahne görüntüleri toplumdan büyük tepki aldı. Uzmanlar ensest ilişkileri normal gibi göstermenin mazur görülecek hiçbir tarafının olmadığını söylüyor.
Aile değerlerini törpüleyen, gençlerin ve çocukların ruh sağlığını derinden sarsan bu diziye şimdilik RTÜK bir yaptırım uygulamıyor.

Sınıflarda içki içilmesi haberlerini görmeyip, Cuma Namazı için ders vakti dışında Camiye giden öğrencileri, sanki kötü bir şey yapıyormuş gibi haber eden medya, elbetteki yozlaşma ve ahlaksızlaştırma faaliyetlerinde başı çekecek ve yarış içinde olacaktır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/10/2009 - Mermere yazmak

YAZAR NE yazar, neden yazar, kime, hangi makamda yazar? Yazan çok da, yazar kaç kişi, kaç elin kaç parmağı kadar? Yazmak, bir sonucun ifadesi mi, yoksa bir başlangıcın sancısı mı?

Yazmak bir yazgı mıdır, yoksa yazar yazgısını mı yazar? Sorusu, sorunu olanlar mı yazar? Yazar dediğin arızalı insan mıdır, arızasını, arayışını kelimelere yükleyip saklayan kimse midir?

Hangi makamda yazarsa o makamda okuyucu bulur yazar; ekonomi yazanlar ekonomiyi merak edenlerce okunur, siyaset yazanlar siyasetle içli dışlı olanlarca okunur, dış politika keza…

Kalpten yazanlar ehli kalp tarafından okunur; kalbi yazıların karşılığı kalplerdir, akla esas tutan yazılar akıllılarca en iyi anlaşılır… Duysallığın karşılığı yine duygusallık; içtenlikle yazmanın mükâfatı içtenlikle okunmak…

Yazarlığın okulu yok; biraz yazar doğulunur, çokça emek sarfından sonra yazar olunur… Eğer paye ise, kişi kendisi veya bir başkası veremez o payeyi; karar okuyucunundur, kabul eder veya etmez? Hangi okuyucu; bugünkü sessiz çoğunluk ve yarınlardaki yeni takipçileri; yüzyıllar ötesinden gelen yazarlar bugün hala okunuyorsa bugün yine yazardır onlar…

Kelimelere yüklenen hikmet kaybolmayan kıymet; bir gün mutlaka ortaya çıkar ve aydınlatır bulunduğu yeri, yüreği… Tribünlere yazılanlar bir günlük alkıştan sonra sönüp gider, geride iz bırakmadan izi sürülmeden kaybolur, günü kurtarmaksa evet gün kurtarılmıştır, günsüz günlerde ise gün yüzü görmeyecektir o yazılanlar…

Tutkuyla yazılmışsa yazılar tutkuyla okunur, okutulur okuyucu tarafından; alkış için yazılmaz ama okuyucu beğenmişse yürekten alkışlar; büyük ödül bu ödül, büyük paye bu paye…

Yazmanın dayanılmaz tutkusu üzerinize bir değiversin bırakabilir misiniz bilmem? Yazmayı yaşamak, yaşamayı yazmak kadar önemseyenler yazardır, yazar kalacaklardır, verdikleri eserlerle unutulmazlara adlarını yazdıracaklardır…

Yazar olmayan kim var ki; aklı, iradesi, kalbi, vicdanıyla herkes kendi hayatını yazar, son noktayı ise ölüm koyar… Ölümsüzlük sabahında sahifeler önüne konur; yazdıklarının hesabı sorulur, tevil, tefsir yoktur artık, haşiye için zaman kalmamıştır… Yazdıklarının karşılığı iki sonuçtan başkası değildir; ya sonsuz mutluluk veya mutsuzluk… O hayatta bizi kurtarmayacak yazmaların, eserlerin ne kıymeti var ki? Bütün yazarlar bu noktaya dikkat etmeli değil mi? Yoksa su üstüne yazı yazmakla, mermere yazmak aynı olurdu.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bir sevdaya tutulup bir deryaya atılmışsak ,bu derya ateş ummanıdır,bilesin ey nefis! Gafletin koynundan har vurup harman savurmak ta neymiş ? çile kazanlarında yanmaya geldik... gah mecnun gibi çöller olur vatanımız , sürgünlerden sürgünlere...

Kategoriler


Arkadaşlarım

neslinursema
rindiseyda
farukk
rumuzsehadet
1984nilufer
hilal17
dingorevlileri
selamunaleykum
nurdostu
zahara
medreseizehra
uzlet
hazanseli
ustaplan
islamimucadele
masalperisi21
internetokyanusu
zerirem
sehadetgulu
hizmetnimettir
kalbinur
nurtalebesiolabilsem
sonsuzlukkervani
cennetkokusu
kuldan
yeniirmak
mevlana1
bennur76
hidayetsaati
mevlana2