01 12 2011

bir sır

Nûr Talebesi: Hizmetlerimizin ön şartı uhuvvet Etkili ve kalıcı bir hizmet nasıl olmalı diye hep düşünürüz... Bazan da kendi aramızda bu konuda fikir alış verişinde bulunur, çare arayışlarına gireriz... Çünkü kayda değer, üzerinde kafa yormaya değer bir meşgaledir bu Nur hâdimleri için... Elimizin altındaki hak ve hakikatları ne şekilde, hangi tarzda daha cezbedici, daha çekici hâle getirebiliriz? Bilmeden, öğrenmeden bu hakikatlerin tebliği olur mu? Malûmat sahibi olmadan kimlere neyi anlatabiliriz ki? O halde okumadan, istenilen malûmata sahip olunabilir mi? O halde bilmenin, öğrenmenin yolunun okumaktan geçtiğini söylemeye gerek var mı? Peki dâvâya hizmet yolunda okumak yeterli mi? İstenilen kültüre, bilgiye okuyarak sahip olmak kâfî mi dersiniz? Yani çok okuyan, çok bilen, çok öğrenen çok hizmet edebilir diyebilir miyiz? Veya şöyle diyelim: Okumayan, öğrenmeyen, bilmeyen hizmet edemez diyebilir miyiz? Veya çok çok okuyan, çok bilen, çok hizmet eder; az okuyan, az bilen az hizmet eder diyebilir miyiz? Bir de şöyle düşünelim: İhlâs olmadan, uhuvvet olmadan herhangi bir hizmetten bahsedebilir miyiz? Tesanüd, birlik beraberliğin olmadığı bir yerde etkili ve istikametli bir hizmet olabilir mi? İhlâsın olmadığı, uhuvvet ve kardeşliğin zedelendiği bir ortamda ne kadar okursak okuyalım, ne derece bilgi ve malûmata sahip olursak olalım istenilen bir hizmet olur mu? Burada Hulusi Ağabey’in şu tesbitine kulak verelim isterseniz: “Uhuvvet ruhu gelişmeyen bir Nur Talebesinde yalnız malûmat gelişse, o zaman onunla tahakküm yapar, sanki gardiyan olur.” Görüldüğü gibi uhuvvetin olmadığı yerde, bilgi ve malûmâtın bir kıymeti olmadığı ... Devamı

24 09 2011

yusuf

      Dipsiz bir kuyuya düştü ay yüzlü Yusuf’un dermanı kuyuda gizli Gördüğü rüya mı hayal mi giz mi   Kuyudan saraya bir yol var Garipleri sultan eden Sultan var Koy gönlünü ortaya silinsin benin   Şimal illerinde duyulsun ünün Dudaktan dudağa söylensin türkün   Kokunu öte taşıyan rüzgar var Yolunda göz olan canlar var   Sen doğru ol yeter Yusuf’um Özlemin yakındır biter Yusuf’um Gülmeyen gül yüzün güler Yusuf’um Hızır’ı yârân kılan bir Yar var İlaçtan daha acı sabır var   A. Ahmet BÖKEN         ... Devamı

07 09 2011

Hem

      Hem hakikaten ömrü kırkıncı sene-i devriyesinde müthiş bir tarzdaki maddî ve mânevî hastalıklarıma herbir ricasında ruha ve kalbe binler nûr-u tevhîdi ve ziyâ-yı teselliyi serpen İhtiyarlar Risalesi;       hem her bir devâsında bînihâye şifâ-yı mânevî bulunan Hastalar Risalesi;       hem on bir kelime-i kudsiye-yi tevhidiyenin pek harika ve emsalsiz bir tarzda tılsımlarını keşfeden ve her bir cümlesinden nur-u tevhid fışkıran Yirminci Mektup;     hem hakàik-i imaniyenin en son ve en müşkil ve en derin ve bütün filozofları, hattâ hükemâ-i İslâmiyeyi dahi hayrette bırakan çok mühim muammaları halleden Yirmi Dördüncü Mektup;       hem kalbin bütün mânevî yaralarına kudsî bir tiryak olan On Yedinci Söz ve emsali risaleler pek harika bir tarzda imdâdıma yetişti ve tedâviye başladı.   (Mehmed Feyzi, Emirdağ Lâhikası, s. 375)       ... Devamı

06 09 2011

Yâ Rab

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,   Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-   hâhem, zidergâhet İlâhî!   Devamı

06 09 2011

hayatın gayesi

      ...bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir. ..           Devamı

15 08 2011

kibarı kelam

        Allah kulundan asla almak için istemez ona daha fazlasını vermek için ister...           Devamı

24 05 2011

Ehven-i Şer , şer değildir.

Ehven-i Şer İslam Hukukunun temel kurallarındandır. Usulü'd-Dinin önemli prensiplerindendir. Kaynağı elbette Ayet ve Hadislerdir. Ancak ayet ve hadislerden önce Ehve-i Şeri bilmekte fayda vardır. Öncelikle ehven-i şer, şer değildir. Hayatta ve mümkinatta hayr-ı mutlak ve şerr-i mutlak azdır. Mümkinatta hükümlerin çoğu izafidir; görecelidir. Yani duruma, şartlara ve kişilere göre değişir. Değişgen olan şeyler ise mutlak hayır ve mutlak şer sayılmazlar. Birine uymayan şey diğerine uyar. Uzunluk, kısalık, yönler, ilaçlar duruma, kişiye ve hastalıklara göre değişir. Bu sebeple mubah olan emirler çoğunluktadır. Farzlar ve haramlar ise sayılı ve bellidir. Mutlak hayır farzlardır. Mutlak şer ise haramlardır. Bu ikisi arasındaki hususlar izafi ve göreceli olup mubah emirlerdir ki duruma göre, şartlara göre ve kişilere göre mekruh ve mendup olabilirler. İbadet niyeti ile yapılırsa ibadet olur; kötü niyetle yapılırsa günah olur. Ayrıca birine zarar veren şey diğerine fayda sağlayabilir. Fayda ve zarar gibi hususlar bu sebeple ehven-i şer olarak hüküm alır. Hastalıklar, zararlar, felaketler bir kısmına şer olurken, bir başkalarına fayda ve menfaat sağlayabilir. Hasta olmazsa ilaç, doktor ve bununla ilgili sektörler ve iş alanları oluşmaz ve çoğu insanlara fayda sağlayamazdı. Bu sebeple hastalıklar ehven-i şer olarak görülebilir. Bediüzzaman hazretleri “Ehak için ihtilafı çıkarma” der. Ve izah eder.  “Hakta ittifak ehakta ihtilaf olursa hak ehaktan ehaktır; hasen olur ahsenden ahsen” buyurarak “Ahsen ve ehak” olan hususların azlığına ve hasen ve hak olan hususların çokluğuna dikkat çekmiştir. (Hutbe-i Şamiye, -Hakikat Çekirdekleri, 77- s.131) Dört temel renk vardır. Beyaz, siyah, mavi ve sarı. Bunların karışı... Devamı

17 05 2011

"Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil..."

"Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil..." Hükm-ü Kadere Eyvallah İnsan acizdir. Bir felaket mallarını alır götürür, bir hastalık onu yatağa salar, bir iftira hayatını berbat eder… Dertler çok… Milyonlarca bela dolaşıyor… Amma hepsi Allah’ın emrinde… Onlar bir bakıma melektir. Allah o dertlere diyor ki: “Şu kuluma git. Cenneti istiyor bu kulum benden. Sen, git ki, o adamın günahları azalsın, sevapları artsın.” Dert gidip, saplanıyor o adama! Adam başlıyor oflamaya… Derdi vereni bilmiyor adam. Derdi vereni bildinse sefa ender sefadır bil… Bediüzzaman buyurmuş ki: “Nefis daima ıztıraplar, kalâklar (can sıkıntısı, gönül darlığı) içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor Hâlbuki şemsin tulû ve gurubu (güneşin doğuşu ve batışı) muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderat, kalem-i kaderle cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin, fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz ha!..” (Risale-i nur, Mesnevi-i Nuriye) Her halin Allah’tan geldiğini bilen insanı, hangi mesele isyana götürür? Allah’ın her verdiğine razı olan, huzursuz olur mu? “Benim için Allah, bu hali uygun bulmuş, elhamdülillah!” diyen insan, rahat eder kurtulur. Merkez Efendi buyurmuş ki: “Her şey merkez-i mahsusundadır!” Yani her şey kendi hususi, olması gereken yerindedir. Öyleyse başımıza gelen her şey, Sevk-i İlahi’nin tayin etmesiyledir. Bu tayin, bizim için en güzel olanıdır. Başımıza gelene razı olmak kadar insanı rahat ettiren bir şey yoktur. Ümitsiz olursak ne olur? Ümitsiz olursak biteriz. Aşırı bir kedere düşeriz. Her in... Devamı

01 11 2010

CİHÂD VAZİFESİ KİMDEDİR?

Bu mes’ele, Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın “On Altıncı Lem’a” daki şu ifâdelerinin şerh ve îzâhı hakkındadır: “Ammâ, maddî cihâdın muktezâsı ise, o vazîfe şimdilik bizde değildir. Evet, ehline göre kâfirin veyâ mürtedin tecâvüzâtına sed çekmek için topuz lâzımdır. Fakat, iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nûra kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok.” Üstâd Bedîüzzamân (ra)’ın şu cümleleri, gelecek âyet-i kerîmenin ifâde ettiği ma’nâdan mülhemdir: وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةً فَلَوْلاَ نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي الدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُواْ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ Meâli: “Mü’minlerin hepsinin topyekûn savaşa çıkmaları lâyık ve uygun değildir. O halde onların büyük cemaat ve kábilelerinden bir tâife savaşa gitmeli, bir tâife de din ve şerîat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavimleri savaştan dönüp kendilerine (memleketlerine) döndükleri zamân onları Allah’ın azâbıyla korkutmaları için gitmeyip kalmalıdırlar. Olur ki, bu sûretle mü’minler şerîata muhâlif hareketlerden kaçınırlar.” Beyzavî, Şeyhzâde ve Fahreddin er-Râzî’nin beyânlarına göre bu âyetten maksad şudur: Mü’minler iki kısma ayrılacak: Bir kısmı Allah yolunda maddî olarak savaşırlarken, Diğer kısmı da dinî ilimleri, husûsan Kur’ân ve Ehâdîs-i Nebeviyyeyi öğrenip dinde fakih olacaklar ve ilmî cephede çalışacaklardır. O halde ulemânın, ... Devamı

30 10 2010

Neden Şeriat

          Arıyı başsız, karıncayı emirsiz bırakmayan Rabbimizin nebiler aracılığıyla insana göndermekle insanı sevdiğini gösteriyor ve ona en büyük nimetini sunuyor.                           Gözümüzü dünyaya açmamızla, nazarımızı kâinata salmamızla başlıyor hayat yolculuğumuz. Sonra, o eşsiz manzaralarm gerisinde bir düzeni, bir intizamı tanıyor; onun da gerisinde o düzeni Verenin özellikleri ile tanışıyoruz. Sonra, yolumuz insanlık alemine yürüyor. Ve ne iç dünyamızda, ne de beraberce yaşayan insanlarm dünyasında aynı mükemmellikte bir düzen görünmüyor. Zira, insan iradesini yanlış tercihte kullanmakla, düzene muhalefet edebiliyor; kâinatın düzenine aykırı davranıp kendi âlemini fesada verebiliyor. Ve işte orada, insanın âlemini düzenleyen emirler, kanunlar ile yüz yüze geliyoruz. Arıyı başsız, karıncayı emirsiz bırakmayan Rabbimizin nebiler aracılığıyla insana göndermekle insanı sevdiğini gösteriyor ve ona en büyük nimetini sunuyor. Öylece anlıyoruz ki, "şu kâinatı güzelce tanzim eden kim ise, şu dini güzelce tanzim eden yine Odur." Şu kâinatı rahmetini, sevgisini, hikmetini, ilmini, kudretini... "Ol!" emriyle tecelli ettirerek var eden kim ise, vahy ile din ve şeriatı bildiren de Odur. Sözün özü, kâinatın sahibi kim ise, dinin sahibi Odur. Kâinatta gördüğümüz kanunları Koyan kim ise, dinin getirdiği emirlerin sahibi Odur. Yar... Devamı

12 07 2010

Geçip Gitmede ÖMÜR...

geçip gitmede ömür.. umutlar hep yarın,yarın,yarın!... tükenen zamanı dolduruyor hep kuru kavgalar, boş didişmeler, faydasız gürültüler… aklını başına al kardeş!.. günü,bugün say, ve bak bakalım hangi sevdalara harcamadasın sayılı günlerini!?... bazen cüzdan doldurmayan bir iş, bazen mide ondurmayan bir aş telaşı.. nefesler bir bir tükenmede kardeş, ömür akmada… birer birer çekip almada ölüm bizi; ve dehşetiyle sarartıp soldurmada hem beti benizi… ölüm ki yolda durmuş bekliyor, insan ki hâlâ gezip tozma sevdasında.. ölüm ki kaşla göz arasında; ölüm ki dudakla söz arasında.. nerelere gitmede aklı gaflete dolanın bilmem ki, cevherle öz arasında?!... bırak teni besiye çekmeyi.. bırak mezar kurtlarına sofra donatmayı!... gönlünü besle asıl, ki odur yücelerde uçacak… bırak bu murdar leşe çokça yağlı ballı vermeyi!.. kim ki yağla balla besliyor bedeni, şehvetin ardına bağlanıp kalıyor teni.. manevi yiyecekler sun,elinden geliyorsa sen ruhuna, hikmetli gıdalar sun… ta ki yol uzun,azık az demesin, gideceği yere pek varsın, haram lokma yemesin.. *** ölüm ki kaşla göz arasında; ölüm ki dudakla söz arasında.. Hz.Mevlana Celaleddin-i Rumi ... Devamı

17 06 2010

Regaip Kandili

    Aziz ve sıddık kardeşlerim ve fedakar arkadaşlarım Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 ) Regaip gecesiyle ilgili Risale-i Nurda geçen ifadeler: Üstadımız! Nur talebelerinin okudukları bir eşi, bir benzeri daha dünyada olmayan "Cevşen-ül Kebir" isimli Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin duasını ve çok sevablı, çok nurlu, çok faziletli salavat-ı şerifelerinizi elde ettik, okumağa başladık. Sizin devam ettiğiniz bu pek kıymetdar, çok mübarek evradlar; bizim zikrimiz, bizim virdimiz oldu elhamdülillah! Fakat en ziyade Risaleleri okumağa gayret ediyoruz, ehemmiyet veriyoruz. Çünki Nur Risalelerini ne kadar sık sık okursak, bu dualardan daha ziyade feyz alıyoruz. Duaları, evradları mübarek gecelerde, hususan Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi'rac ve Leyle-i Berat, Leyle-i Kadir ve Cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz. (Hanımlar Rehberi: 158) “Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb-i şerifinizi ve Leyle-i Regaib’inizi tebrik, hem Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebriklerine mukabeleten şuhur-u selâselerini ve dört leyali-i mübarekelerini ve Nurlarla gayet ciddî alâkalarını tebrik ederiz." (Emirdağ L. - 1: 166) Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü manevîyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regaib'i tebrik ediyoruz. (Kastamonu L.: 147) “Evvelen: Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek ku... Devamı